Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

(Ülke sinemaları - 2 isimli yazının son bölümünden alınmıştır)
………….
Bunca farklı bakışları bunca evrensel dilde izledikçe Anadoluluğum depreşiyor, taşıyor bedenimden…Egeliliğim çiçekler açıyor efelerin alınlarından… O Akdeniz denen su kütlesinin bir kolunun zeytin yeşili zeytinyağı ve gün kırmızısı günbatımı saatleriyle binlerce yılda geliştirdiği kültürden…
Yoldan çimeni toplasak hani ellerimizle -hani köklerine zarar vermekten korkar, bir sonraki nesli yok etmeyi göze alamayarak-, yoksa ebegömeci mi dersiniz damarlı tek parça kalın, kıllı yapraklarıyla … bütün dünyada yenebilen onca şey içinde akla hayale gelmeyecek birşeyin: çiçeğin yenmesinin ve yenen iki çiçeğin yalnızca coğrafyamda olduğunu…
Biri kabak çiçeğidir hani görmesi, toplaması görece kolay… olmadı ağzına atar tadına bakarsın önce.. zeytinyağlı dolması yapılır en güzel sevişmelerin doyumundan da öte damakta bıraktığı tat… diğerini nasıl bir önsezi yemek haline getirmiştir ki yol kenarlarında, toz toprak içinde yetişen yenilecek yerine ulaşması, hadi ulaştınız diyelim onu beyaz tutması binlerce yılın en derin dinsel törenlerinden de zor enginarına! Devamı »
Kategorisi: Öyküler | 0 yorum
Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

Yeni bir ofise taşınmanın telaşında, yeni olan her şeyin içerdiği o tuhaf heyecan ile ve şirketin yeni durumunda olacakların –hani durum çok da olumsuz gözükmese de– belli belirsiz kuşkuları içerisinde, birbirine yapışık iki evin çatılarının üzerinden boğaza bakan odamızda dosyaları yerleştirirken farkına vardığımız tek şey o mahvedilmiş güzelim inci-nin fonunda, penceremizin kenarına gelen güvercinler ve oradan oraya uçuşan beyazın en güzeli martılardı.
Devamı »
Kategorisi: Öyküler | 0 yorum
Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus
Hangisi daha önceydi hatırlamıyorum. Aslında sıralama da yapmak istemiyordum zaten. Ülkemin kişiliği gelişme sürecindeki çocuklarının arkadaşlarını, okulda öğretmenlerini bıçakladığı –hadi bıçaklama daha bir algılanabilir diyemiyorum ama– silah çekip vurduğu haberlerini hangi mantık yada bilinçle bir sıralamaya sokabilirdim ki kafamda! Sıralamak, önce algılayıp bellekte yer ayırmak demektir. Algılayamadığınızı belleğinizde nasıl sıralayabilirsiniz ki?
Olaylardan birine neden olarak aşk sözcüğü kullanıldı! Aşk! Bir oğlan bir kızı seviyordu, kız da ona ilgi göstermemek gibi bir cüreti göstermenin ötesinde başka birisine ilgi duyuyordu. Bunun üzerine oğlan “aşık” olduğu kızı birkaç kez uyarmıştı. Sonunda bir şey değişmeyince çekti tabancasını ve kızı vurdu! Çok doğaldı bu: kıza aşıktı çünkü! Kıza olan aşkı onu silahı çekip vuracak denli güçlü ve derindi. Yüzyılın aşkı olacaktı, tarihe geçecek, herkes onu alkışlayacaktı! Gıpta edecekti “ne sevgiymiş be” diye.
Devamı »
Kategorisi: Sinema Yazıları | 0 yorum
Tarih: 4 Şubat 2008 - Yazan: Janus
Kategorisi: Film Eleştirileri | 0 yorum
Tarih: 4 Şubat 2008 - Yazan: Janus
Evvveeeettt! Abilerim Ablalarım! Şu elimde görmüş olduğunuz film, 4 YTL’lik seriden satılmakta olup tüm haftalık mutfak ve temizlik bütçemi yatırarak sepetin yarıya yakınını aldığım ve neyse ki bu tür filmleri kimse anlamıyor da bu kadar ucuza alabiliyoruz dediğim bir film:
AMNESIA! (Mavi Yalanlar) – biraz önce İtalyan sineması için yazdığım ne varsa bu filmle ilgisi yok. Ortalama bir kurgu bozumu (filmin yarıdan sonrasını baştan alıp diğer tarafın bakış açısından göstermiş) üzerine, son derece keyifli, seyirlik bir film oluşturmuş, konuyu oluşturan öğeleri birbiri içine yedirmiş.
Devamı »
Kategorisi: Film Eleştirileri | 0 yorum
Tarih: 4 Şubat 2008 - Yazan: Janus
Bir filme 13 tane çok iyi anlatılmış karakter sığdırabilir misiniz? Üstelik ikisi çocuk, ikisi yeniyetme…13 ayrı karakter, bir komün yaşamı, bir aristokrat aile, bir işçi ailesi. Her türden İsveç insanının dökümü. Resmen bir tür modern “Memleketimden İnsan Manzaraları”.
Kişilikleri listelemek isterdim ama böylesi bir yazı için çok uzun sürecek bir işti bu, vaz geçtim. O denli detaylara inilip anlatılmış ki filmde, yıllardır arkadaşınız gibi her biri üzerinde saatlerce konuşabilirsiniz. Komün yaşantısının övgüsü ve komüne katılsalar dahi insanların sahiplenme duygusunu bırakamamalarının dozu yerinde sevimli eleştirisini de bu arada alıyorsunuz filmden.
Film ayrıca size toplumda yerleşik bütün sosyal, cinsel baskıları, bunların saçmalığını, kimlik arayışlarını, bütün yönlerden alıp, her taraftan mıncıklaya mıncıklaya gösteriyor. Üstelik asla didaktik olmadan, tam tersi bir “sevginin gücü” filmi yada daha klişe deyişle yüreğinize dokunan sımsıcacık bir film olarak da sınıflandırılabilir ama aynı zamanda Trier’nin Idiots (Gerizekalılar) filmine cuk diye de zaman zaman oturabilir kafanızda seyrederken. Devamı »
Kategorisi: Film Eleştirileri | 0 yorum
Tarih: 4 Şubat 2008 - Yazan: Janus
Eh yani bütün bir haftanız başka bir şehirde, gündüz araba kullanıp turşu fabrikalarıyla, hayvanların boğazlanıp mutfaklarınıza makul şekillerde paketler halinde sunulmaya hazır hale getirmeye yarayan milyarlık tesislerde (hayvanın diğer parçalarıyla birlikte kaynatılıp kurutulmuş kemik kokusunun en berbatına tahammül sınırını ancak ve ancak aklımdaki sinema projeleriyle zorlayarak), kolonaydı-mısırdı-soyaydı… yemyeşil zeytinin yemyeşil yağından, tadından, kokusundan, kültüründen uzak ıvır zıvırın yağlarını çıkaran neyse iste mesleğim ile bağlantılı fabrikalar arasında koşturur, aksamları da penceremden denize açılan bir liman da görünse yine de ne bilim iste cansız -dünyamı barındırmayan- otel odasına kapanınca kitaplara, dergilere onlar da tükenince televizyona dalıp, bira-rakı seçeneklerinden birini seçmeye çalışırken çeşit kanalların dayanılmaz dizilerinden ve magazin haberlerinden… (aslında bu gibi durumlarda eğlenceli oluyor bile diyebilirim de)
Uzun cümleler kurmayı seviyorum ama bu sefer beceremediğim gibi sonunu da getiremeyeceğim denli karıştı sanırım. Neyse konu dün aksam CNBC-E’de yayınlanan Dead Poet’s Society - Ölü Ozanlar Derneği.
Devamı »
Kategorisi: Film Eleştirileri | 0 yorum
Tarih: 4 Şubat 2008 - Yazan: Janus
Yedi sanatın içinde yalnızca bir müzikte vardır bu türlere ayırma saçmalığı, bir de sinemada. Her ikisi de sanayi ürünü bir sektörün pazarlanması gereken mallarına dönüştüğü için bu gereklilik doğuyor olabilir ama sonuç tüketiciye değil pazarlayana yarıyor çoğu zaman. Tüketici anlamsız yere ne olduğunu bilemediği türler içerisinden, çoğu zaman kötü, ilgisi olmayan filmler de almış yada kiralamış oluyor. Seyirci, sinemasal anlatım, yönetmen tarzları, güncel yada geçmişte var olan ekollere (duruşlara-manifestolara..) asla yönlendirilmeyip, ‘hadi bu akşam arkadaşlarla bir “şey” filmi izleyelim’ yönlendirmesiyle karşı karşıya kalıyor doğrudan. Çoğu zaman sinemaya ilgimi bilen ve merak eden kişilerle sohbet ederken “ne tür” filmler seyrettiğim sorusuna yanıt bulmakta zorlanıyorum bu yüzden.
Devamı »
Kategorisi: Film Eleştirileri | 0 yorum
Tarih: 13 Ocak 2008 - Yazan: Janus


Sanatta herşeyi biz bilir ve yaparız kibrindeki Fransızlardan çıkma, hani giderim de batının çıktığı deliğe burun kıvıran bakış açısıyla sinirim bozulur keyfim kaçar diye çekindiğim filme dün akşam biraz da arkadaşların isteğiyle gitmiş oldum.
Film boyunca hop oturup hop kalktığım vakidir. “Önyargılar her zaman kötüdür”ün en güzel örneğini yaşadım ve de aslında konu örgüsünün İranlı bir kızın gerçek yaşamında alındığını ve çizimlerin de ayni kişi tarafından yapıldığı bir çizgi romandan sinemaya aktarıldığını hesaba katmamış olmanın utancını yaşadım.
Devamı »
Kategorisi: Film Eleştirileri | 0 yorum