• Ana sayfa
  • Hoşgeldiniz
  • Yazılarım

Tabula Rasa

Bir sinema sevdası düştü ki içime, İstanbul sevdasından beter

Kategoriler

  • Eş-Dost-Ahbap Yazıları
  • Film Dökümleri
  • Film Eleştirileri
  • Öyküler
  • Sinema Yazıları
  • Yakında
  • Yönetmenler

Bağlantılar

  • Atölye çalışmalarından
  • GO-Blog
  • Ozar.net

Etiketler

amores perros atatürk avrupa sineması canlandırma canlandırma sineması cnbc-e cronenberg Dead poets society eğitim sistemi fallus film türleri gay filmleri gökkuşağı filmleri iran devrimi iran sineması istiridye çiftliği italyan sineması kubrick lars von trier mahalle baskısı moodysson müzik klipleri orta doğu sineması otomatik portakal oyster farmer paramparça aşklar köpekler persepolis rayzan rayzan başeğmez requiem for a dream robin williams rıza şah sadizm sansür sinema akımları sinema manifestoları sin ton ni sonia spider türk sineması uzak doğru sineması uzak doğu sineması ölü ozanlar derneği örümcek ülke sinemaları şiddet

Irreversible

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

irreversible1.jpg

Geriye dönüş yoktur; zaman her şeyi mahveder.
Çünkü bazı şeyler onarılamaz…
Çünkü insan bir hayvandır…
Çünkü intikam isteği, doğal bir dürtüdür…
Çünkü çoğu suç cezalandırılmaz…
Çünkü sevilen birini kaybetmek, insanı yıldırım çarpmış gibi mahveder…
Çünkü aşk, yaşamın pınarıdır…

Yönetmen Noe’ye ait filmi anlatmaya çalıştığı bu şiirsel sözler, film ile ilgili tartışmaların, sansür belirsizliğinin tam göbeğinde söylenmişti. Paralelinde de eğer sansüre takılırsa “Filmimi gösterimden çekerim” diyebilen yönetmenin çığlığı gibi de algılanabilir aslında.

2002 yılı yapımı Gaspar Noe imzalı Irreversible (Dönüş Yok) gösterime girdiği hatta öncesinde Cannes’da ve bizde de Filmekimi’nde gösterildiği andan itibaren büyük tartışmalara neden olmuştu. Üzerinden geçen yıllara karşın tartışmalar hala filmin sinemasal anlatımı es geçilerek sahnelerin sansasyonelliği ve çekim açılarının daha doğrusu kamera hareketlerinin dayanılmazlığı ve kötülüğü üzerine sürüp gidiyor.

Hatta öyle ki sonlara doğru belki de sinema tarihinin en güzel aşk sahnelerinden biri de güme gitmişti. Üstelik buna yönetmenin yetersizliği değil de, filmi yarıda bırakıp çıkan yada o sahneye gelse bile artık filmin “güzel” bir şey göstermeyeceğine koşullanmış seyircinin bir saat kadarlık zaman aralığında depreşiveren önyargıları neden olmuştu. Önyargılarımızı ne kadar da kolay geliştiriveriyoruz!

Altın Palmiye dahil 5 adaylık, Stockholm’da bronz, San Diego’da en iyi yabancı film ödülü, filmin seyirci dışı kariyeri için minik bir bilgi olsun ve filmin anlatımı, çekimleri, kurgusu ve seyirci tepkisine dönerek bu kısa açılıştan sonra anlatmaya başlayalım.

Eşine (evli olup olmamaları önemli değil) tecavüz edildikten sonra komaya sokulacak denli dövülen bir adamın gece boyunca intikam peşinde koşması şeklinde verilebilecek konu, anlık kararların, hepimizin her an yapabileceği son derece sıradan işlerin yaşantımızı geri dönülmeyecek derecede (irrevesible) mahvına neden olabileceği ve 3. sınıf gazete yada televizyon kanallarının 3. sınıf en kötüsünden haber köşelerinde verilen en iğrenç haberlerin aslında bizden çok uzakta olmadığının, ama en önemlisi tecavüz gibi bir olayın yaşamı ve kişileri asla geri dönüşü olmayacak bir şekilde değiştirdiği üzerine bir film aslında Irreversible.

Bir otel odasında biri tümüyle çıplak iki adamın yatakta otururken sohbetleri ile açılıyor film henüz tersten akan ve sona doğru çapraz dönen ve de sonda olması gereken jeneriğin kafanızdaki soru işaretleri gitmeden. Kamera soldan duvardan alıp sağa doğru kayarken önce çıplak adam giriyor kadraja, biriyle konuştuğu belli, sonra aşağıya iniyor, yatağın üzerinden diğer adama yöneliyor kamera. Buraya kadar tuhaf bir şey yok, biraz yamuktu kamera ama, sahnedeki mekan, obje ve kişiler tek tek gösterildi işte. Ancak durmuyor kamera, sağa sola, yukarı, aşağı, çapraz, kendi etrafında dönüyor, odada sürekli dönüyor… bir şeyler arıyor sanki, bitmek bilmiyor sahne. Bu kadar uzun bir planı nasıl çekmiş helal olsun derken dışarıdan duyulan siren seslerine odaklanıyor konuşmalar ve kamera pencereden dışarı çıkıp aşağıda olan bitene dalıyor bodoslama. Bu sefer kamera fıldır fıldır, heryeri çekiyor, heryere dönüyor objektifi… ilk 12 dakika tek plan, hatta daha fazlası da mı? Yok yahu gerisi de tek plan devam ediyor gibi… hatta birbirine geçerken de çok net bir geçiş olmamış. Bütün film tek plan mı ne?……….

(Bu yazının devamı  Deli Kasap dergisinin Şubat 2008 sayısında yayımlanmıştır. Bilgi için www.delikasap.com sitesine bakınız)

Kategorisi: Film Dökümleri | 0 yorum

Sansür üzerine notlar – 1 “Şiddet”

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

 

Hangisi daha önceydi hatırlamıyorum. Aslında sıralama da yapmak istemiyordum zaten. Ülkemin kişiliği gelişme sürecindeki çocuklarının arkadaşlarını, okulda öğretmenlerini bıçakladığı –hadi bıçaklama daha bir algılanabilir diyemiyorum ama– silah çekip vurduğu haberlerini hangi mantık yada bilinçle bir sıralamaya sokabilirdim ki kafamda! Sıralamak, önce algılayıp bellekte yer ayırmak demektir. Algılayamadığınızı belleğinizde nasıl sıralayabilirsiniz ki?

Olaylardan birine neden olarak aşk sözcüğü kullanıldı! Aşk! Bir oğlan bir kızı seviyordu, kız da ona ilgi göstermemek gibi bir cüreti göstermenin ötesinde başka birisine ilgi duyuyordu. Bunun üzerine oğlan “aşık” olduğu kızı birkaç kez uyarmıştı. Sonunda bir şey değişmeyince çekti tabancasını ve kızı vurdu! Çok doğaldı bu: kıza aşıktı çünkü! Kıza olan aşkı onu silahı çekip vuracak denli güçlü ve derindi. Yüzyılın aşkı olacaktı, tarihe geçecek, herkes onu alkışlayacaktı! Gıpta edecekti “ne sevgiymiş be” diye.

Devamı »

Kategorisi: Sinema Yazıları | 0 yorum

 
Service provider: Ozar.net