• Ana sayfa
  • Hoşgeldiniz
  • Yazılarım

Tabula Rasa

Bir sinema sevdası düştü ki içime, İstanbul sevdasından beter

Kategoriler

  • Eş-Dost-Ahbap Yazıları
  • Film Dökümleri
  • Film Eleştirileri
  • Öyküler
  • Sinema Yazıları
  • Yakında
  • Yönetmenler

Bağlantılar

  • Atölye çalışmalarından
  • GO-Blog
  • Ozar.net

Etiketler

amores perros atatürk avrupa sineması canlandırma canlandırma sineması cnbc-e cronenberg Dead poets society eğitim sistemi fallus film türleri gay filmleri gökkuşağı filmleri iran devrimi iran sineması istiridye çiftliği italyan sineması kubrick lars von trier mahalle baskısı moodysson müzik klipleri orta doğu sineması otomatik portakal oyster farmer paramparça aşklar köpekler persepolis rayzan rayzan başeğmez requiem for a dream robin williams rıza şah sadizm sansür sinema akımları sinema manifestoları sin ton ni sonia spider türk sineması uzak doğru sineması uzak doğu sineması ölü ozanlar derneği örümcek ülke sinemaları şiddet

Jan Svankmajer: Gerçeküstünün gerçekliği

Tarih: 6 Şubat 2008 - Yazan: Janus

js-alice.jpgsvankmajer.jpgjs-darkness-l-darkness.jpgjan-svankmajer.jpg

Louis Bunuel, gerçeküstücü sinemanın ilk örneği Endülüs Köpeği için “Film ruhun gayri ihtiyari sonucudur. Filmdeki hiçbir şey herhangi bir şeyi temsil eder. Eğer gerçeküstücülük yoksa, hiçbir şey de yoktur.” demiştir. Aslında gerçeküstücülük akımının da bir alt metni olarak algılanacak bu sözler sinemanın görüntü bazında gelişen yollarından en önemlisi olan gerçeküstü sinemanın da temel noktalarından birini oluşturmuştur

Devamı »

Kategorisi: Yönetmenler | 0 yorum

Wild At Heart

Tarih: 6 Şubat 2008 - Yazan: Janus

Lynch babadan bir film olmazsa olmazdı bu sitede zaten.

Kategorisi: Yakında | 0 yorum

Sansür üzerine notlar – 3 “İnternet Erişimi”

Tarih: 6 Şubat 2008 - Yazan: Janus

Bu yazı dizisi aynı nokta çevresinde dönüp dolaşacak gibi görünüyor. Sürekli engellemeler ve yok saymalarla karşımıza çıkan bir takım uygulamaların üzerine yazılan yazılara dönüşüyor bu “sansür başlıklı yazılar. Ama konuları güncelden çıkarıyorum ve ister istemez bu noktada tıkanıp kalıyor anlaşılan. Ben sıkıldım kendi tarzımdan bakalım okuyanlardan bir yorum gelecek mi.

Her devletin resmi ideolojisi vardır. Her milletin kendine özgü bir bütünlük olgusu, toplumsal ülküsü, kendi değerleri, kahramanları vardır. İnançlar ve dinsel konular da bunlara dahildir. Aklı başında insanların, karşısındaki düşünceye ve insanca özelliklere saygısı kapsamında her şey ama her şey tartışılabilir.

Devamı »

Kategorisi: Sinema Yazıları | 0 yorum

Sansür üzerine notlar – 2 “Edep”

Tarih: 6 Şubat 2008 - Yazan: Janus

 

En muğlak konulardandır edep, namus, ahlak kavramları. Ayrıca toplumsal hukuk içerisinde kişisel önemi olan kavramlardır, toplum geneline uygulanamaz. Yani bir insanın katil yada hırsız olması toplumu ilgilendiren bir konudur ve önlem alınması gereken bir durumdur ama edepsiz olması? Edepsizse edepsizdir, kime ne zararı var? Eni sonu edepsizin biridir der iletişimi koparırsınız. Peki neden bu konularda insanların üzerine baskı uygulayacak derecede gidilir ki? Sanmayın yalnızca toplumumuzda oluyor bunlar. Bütün dünyada en modern dediğimiz toplumlarda bile var bu özel hayata müdahale dürtüsü.

Devamı »

Kategorisi: Sinema Yazıları | 0 yorum

Irreversible

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

irreversible1.jpg

Geriye dönüş yoktur; zaman her şeyi mahveder.
Çünkü bazı şeyler onarılamaz…
Çünkü insan bir hayvandır…
Çünkü intikam isteği, doğal bir dürtüdür…
Çünkü çoğu suç cezalandırılmaz…
Çünkü sevilen birini kaybetmek, insanı yıldırım çarpmış gibi mahveder…
Çünkü aşk, yaşamın pınarıdır…

Yönetmen Noe’ye ait filmi anlatmaya çalıştığı bu şiirsel sözler, film ile ilgili tartışmaların, sansür belirsizliğinin tam göbeğinde söylenmişti. Paralelinde de eğer sansüre takılırsa “Filmimi gösterimden çekerim” diyebilen yönetmenin çığlığı gibi de algılanabilir aslında.

2002 yılı yapımı Gaspar Noe imzalı Irreversible (Dönüş Yok) gösterime girdiği hatta öncesinde Cannes’da ve bizde de Filmekimi’nde gösterildiği andan itibaren büyük tartışmalara neden olmuştu. Üzerinden geçen yıllara karşın tartışmalar hala filmin sinemasal anlatımı es geçilerek sahnelerin sansasyonelliği ve çekim açılarının daha doğrusu kamera hareketlerinin dayanılmazlığı ve kötülüğü üzerine sürüp gidiyor.

Hatta öyle ki sonlara doğru belki de sinema tarihinin en güzel aşk sahnelerinden biri de güme gitmişti. Üstelik buna yönetmenin yetersizliği değil de, filmi yarıda bırakıp çıkan yada o sahneye gelse bile artık filmin “güzel” bir şey göstermeyeceğine koşullanmış seyircinin bir saat kadarlık zaman aralığında depreşiveren önyargıları neden olmuştu. Önyargılarımızı ne kadar da kolay geliştiriveriyoruz!

Altın Palmiye dahil 5 adaylık, Stockholm’da bronz, San Diego’da en iyi yabancı film ödülü, filmin seyirci dışı kariyeri için minik bir bilgi olsun ve filmin anlatımı, çekimleri, kurgusu ve seyirci tepkisine dönerek bu kısa açılıştan sonra anlatmaya başlayalım.

Eşine (evli olup olmamaları önemli değil) tecavüz edildikten sonra komaya sokulacak denli dövülen bir adamın gece boyunca intikam peşinde koşması şeklinde verilebilecek konu, anlık kararların, hepimizin her an yapabileceği son derece sıradan işlerin yaşantımızı geri dönülmeyecek derecede (irrevesible) mahvına neden olabileceği ve 3. sınıf gazete yada televizyon kanallarının 3. sınıf en kötüsünden haber köşelerinde verilen en iğrenç haberlerin aslında bizden çok uzakta olmadığının, ama en önemlisi tecavüz gibi bir olayın yaşamı ve kişileri asla geri dönüşü olmayacak bir şekilde değiştirdiği üzerine bir film aslında Irreversible.

Bir otel odasında biri tümüyle çıplak iki adamın yatakta otururken sohbetleri ile açılıyor film henüz tersten akan ve sona doğru çapraz dönen ve de sonda olması gereken jeneriğin kafanızdaki soru işaretleri gitmeden. Kamera soldan duvardan alıp sağa doğru kayarken önce çıplak adam giriyor kadraja, biriyle konuştuğu belli, sonra aşağıya iniyor, yatağın üzerinden diğer adama yöneliyor kamera. Buraya kadar tuhaf bir şey yok, biraz yamuktu kamera ama, sahnedeki mekan, obje ve kişiler tek tek gösterildi işte. Ancak durmuyor kamera, sağa sola, yukarı, aşağı, çapraz, kendi etrafında dönüyor, odada sürekli dönüyor… bir şeyler arıyor sanki, bitmek bilmiyor sahne. Bu kadar uzun bir planı nasıl çekmiş helal olsun derken dışarıdan duyulan siren seslerine odaklanıyor konuşmalar ve kamera pencereden dışarı çıkıp aşağıda olan bitene dalıyor bodoslama. Bu sefer kamera fıldır fıldır, heryeri çekiyor, heryere dönüyor objektifi… ilk 12 dakika tek plan, hatta daha fazlası da mı? Yok yahu gerisi de tek plan devam ediyor gibi… hatta birbirine geçerken de çok net bir geçiş olmamış. Bütün film tek plan mı ne?……….

(Bu yazının devamı  Deli Kasap dergisinin Şubat 2008 sayısında yayımlanmıştır. Bilgi için www.delikasap.com sitesine bakınız)

Kategorisi: Film Dökümleri | 0 yorum

Bir ger-gevşet ve diğer klişeler semineri: Fargo!

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

 

Keşke baştan söylemeseydim ne diyeceğimi diye tekrar tekrar döndüm yazıya ama ne yazının gidişini değiştirebildim nede başlık için daha ‘kendinibilir’ bir seçim yapabildim. Üstelik ‘seminer’ sözcüğünü seçişimdeki kinayi sırıtışımı oniki parmak bölgesinde yeniden öyle bir hissettim ki, artık “geri dönüş yok, bırak böyle yayımlansın” diyerek rahat bir şekilde arkama yaslandım.

Aslında güzel bir jenerikle başlamıştı film, uçsuz bucaksız karlı bir ovada bir aracı takip ettik. Arkasında da bir başka aracı çekiyordu. Ağır çekim, dağıtıcı filtre… araç gider vede ufuğa doğru uzaklaşırken kamera arkasından bakıyor. Sol üst köşede kadrajdan çıkarken bir sonraki planda soldan ve daha yakın plandan kadraja giriyor. Filtre kaldırılmış, daha gerçekçi bir görüntü ile ve gerçeğe daha uygun bir çekim hızı ile üstelik artık arabanın sesi de efekt olarak girilmiş. Jenerik bitti; filme başladık duygusu çok temiz bir şekilde verilmiş.

Başlangıçta çok da ne olduğunu anlayamadığımız adamımız arıza iki adamla buluşuyor önüne arabasını park ettiği barda. Arıza adamlar derken; Buscemi olabilecek en iğrenç haliyle zaten film boyunca bir an olsun sevdiremiyor kendini sürekli “şunun suratını bi tokatlasam” düşüncesini pompalayarak. Bu nedenle arkadaşını –daha da arıza olmasına ve filmde işlerin çığırından çıkmasına neden olmasına karşın– sevme durumuna geliyoruz zaman zaman.

Fidye konuşması geçiyor aralarında. Adamımız karısını kaçırtıp zengin kayınpederinden para koparmaya çalışıyormuş (bu herif pek adamımız olamayacak galiba, yanıldık sanırım). O yüzden bu adamlarla buluşmuş vede sonradan –ilgili sahne geldiğinde hatırlayacağımız üzere– adamın biri de bu ikisine kefil olmuşmuş, o yüzden gelmişmiş. Bu lafı söylediğinde planlar boyunca her ikisine de dikkat kesiliyorsunuz ama asla “kefil” olunacak iki kişi görüntüsü yakalayamıyorsunuz.

Bir sonraki sahnenin ilk planı “adamımızın” (ne desek bu karaktere! Asıl adam örneğin? Çünkü “adamımız” uymayacak gibi görünüyor). Eve gelişinde kapıyı açışını, evin geniş girişinden kamerayla takip ediyoruz. Zaten merak etmiştik nasıl bir karısı var kaçırtacak vede nasıl bir kayınpeder diye. İkisini de gösteriyor Coen biraderler hemen dumanı tüterken merakımızın üzerinde.
 
Sinemanın bildik hatta fazlaca da tanıdık gelen bütün klişelerine artarda maruz kalıyormuşuz gibi bir hisle izleyelim bari diyoruz hafiften aptal yerine konmayı göze alarak. Ne de olsa Coen Kardeşler! Herkesin dibi düşüyor bu ikisinin filmlerine. Kadın bayağı ilgili bizimkine. Sofra hazırlanıyor. Bu arada babasının yemeğe geleceğini söylüyor. Bizimkinde belirgin bir gerilim hissediliyor. Üffffff biraz daha belli-belirsiz verebilirdi sanki bu duyguları.. neyse! ……………..
(Bu yazının devamı  www.delikasap.com  sitesinde yayınlanmaktadır)

Kategorisi: Film Dökümleri | 0 yorum

Zeytin Yeşili Ege’den…

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

zeytin.jpg

(Ülke sinemaları - 2 isimli yazının son bölümünden alınmıştır)

…………. 

Bunca farklı bakışları bunca evrensel dilde izledikçe Anadoluluğum depreşiyor, taşıyor bedenimden…Egeliliğim çiçekler açıyor efelerin alınlarından… O Akdeniz denen su kütlesinin bir kolunun zeytin yeşili zeytinyağı ve gün kırmızısı günbatımı saatleriyle binlerce yılda geliştirdiği kültürden…
 
Yoldan çimeni toplasak hani ellerimizle -hani köklerine zarar vermekten korkar, bir sonraki nesli yok etmeyi göze alamayarak-, yoksa ebegömeci mi dersiniz damarlı tek parça kalın, kıllı yapraklarıyla … bütün dünyada yenebilen onca şey içinde akla hayale gelmeyecek birşeyin: çiçeğin yenmesinin ve yenen  iki çiçeğin yalnızca coğrafyamda olduğunu…

Biri kabak çiçeğidir hani görmesi, toplaması görece kolay… olmadı ağzına atar tadına bakarsın önce.. zeytinyağlı dolması yapılır en güzel sevişmelerin doyumundan da öte damakta bıraktığı tat… diğerini nasıl bir önsezi yemek haline getirmiştir ki yol kenarlarında, toz toprak içinde yetişen yenilecek yerine ulaşması, hadi ulaştınız diyelim onu beyaz tutması binlerce yılın en derin dinsel törenlerinden de zor enginarına!  Devamı »

Kategorisi: Öyküler | 0 yorum

Böyle Bir Şeye Tanık Olmak

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

marti

Yeni bir ofise taşınmanın telaşında, yeni olan her şeyin içerdiği o tuhaf heyecan ile ve şirketin yeni durumunda olacakların –hani durum çok da olumsuz gözükmese de– belli belirsiz kuşkuları içerisinde, birbirine yapışık iki evin çatılarının üzerinden boğaza bakan odamızda dosyaları yerleştirirken farkına vardığımız tek şey o mahvedilmiş güzelim inci-nin fonunda, penceremizin kenarına gelen güvercinler ve oradan oraya uçuşan beyazın en güzeli martılardı.

Devamı »

Kategorisi: Öyküler | 0 yorum

Sansür üzerine notlar – 1 “Şiddet”

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

 

Hangisi daha önceydi hatırlamıyorum. Aslında sıralama da yapmak istemiyordum zaten. Ülkemin kişiliği gelişme sürecindeki çocuklarının arkadaşlarını, okulda öğretmenlerini bıçakladığı –hadi bıçaklama daha bir algılanabilir diyemiyorum ama– silah çekip vurduğu haberlerini hangi mantık yada bilinçle bir sıralamaya sokabilirdim ki kafamda! Sıralamak, önce algılayıp bellekte yer ayırmak demektir. Algılayamadığınızı belleğinizde nasıl sıralayabilirsiniz ki?

Olaylardan birine neden olarak aşk sözcüğü kullanıldı! Aşk! Bir oğlan bir kızı seviyordu, kız da ona ilgi göstermemek gibi bir cüreti göstermenin ötesinde başka birisine ilgi duyuyordu. Bunun üzerine oğlan “aşık” olduğu kızı birkaç kez uyarmıştı. Sonunda bir şey değişmeyince çekti tabancasını ve kızı vurdu! Çok doğaldı bu: kıza aşıktı çünkü! Kıza olan aşkı onu silahı çekip vuracak denli güçlü ve derindi. Yüzyılın aşkı olacaktı, tarihe geçecek, herkes onu alkışlayacaktı! Gıpta edecekti “ne sevgiymiş be” diye.

Devamı »

Kategorisi: Sinema Yazıları | 0 yorum

Gyllenhaall Kardeşler

Tarih: 4 Şubat 2008 - Yazan: Janus

jakemaggiejakejake

Bir Türk ailesi için en ideal durum olan bir erkek bir kız çocuktan (baba her durumda bir erkek çocuk ister, diğerinin kız olmasına aldırmaz, anne için de tercih noktasında istekte bulunma şansı olur, her ne kadar iki doğum yapmak zorunda olsa da), oluşan ailede, anne-baba sanatçı hatta baba da yönetmense çocukların sinemaya girmesi normal denebilir ama ikisinin de bu denli iyi oyuncu olması ailede sürekli destek ve yardımcı olan kişilerin varlığıyla açılanabilir sanıyorum.
 
Önce oğlanı tanıdık. Sinemayla yeni yeni kırıştırıyordum o zamanlar. Bir arkadaşımın önerisiyle izledim Donnie Darko’yu. Tuhaf bir filmdir anlatmayacağım. Zaten konusu anlatılmayan filmlerden. Ancak o denli tuhaf ve girift bir film ki gösterildiği andan başlayarak kült statüsüne oturmuş ve hala oradan kalkmadığı gibi dünyanın değişik yerlerinde fanatikleri olan, adına eğlenceler, sergiler, performanslar düzenlenen bir film haline gelmiş durumda. Bir filmin dünya genelindeki kitlelerin belli bölümü üzerindeki en üst düzey etkisini anlamak açısından seyredilmesi gereken bir film en azından.   Devamı »

Kategorisi: Film Eleştirileri | 0 yorum

« Önceki Yazılar

 
Service provider: Ozar.net