• Ana sayfa
  • Hoşgeldiniz
  • Yazılarım

Tabula Rasa

Bir sinema sevdası düştü ki içime, İstanbul sevdasından beter

Kategoriler

  • Eş-Dost-Ahbap Yazıları
  • Film Dökümleri
  • Film Eleştirileri
  • Öyküler
  • Sinema Yazıları
  • Yakında
  • Yönetmenler

Bağlantılar

  • Atölye çalışmalarından
  • GO-Blog
  • Ozar.net

Etiketler

amores perros atatürk avrupa sineması canlandırma canlandırma sineması cnbc-e cronenberg Dead poets society eğitim sistemi fallus film türleri gay filmleri gökkuşağı filmleri iran devrimi iran sineması istiridye çiftliği italyan sineması kubrick lars von trier mahalle baskısı moodysson müzik klipleri orta doğu sineması otomatik portakal oyster farmer paramparça aşklar köpekler persepolis rayzan rayzan başeğmez requiem for a dream robin williams rıza şah sadizm sansür sinema akımları sinema manifestoları sin ton ni sonia spider türk sineması uzak doğru sineması uzak doğu sineması ölü ozanlar derneği örümcek ülke sinemaları şiddet

Cronenberg’in Örümceği “Psikolojik bir analiz” (Ertuğrul Murad Toprakseven)

Tarih: 15 Mart 2008 - Yazan: Janus

Bu makalemde David Cronenberg’in 2002 yapımı olan Spider (Örümcek) filmini ana karakterin (Dennis Cleg) psikoz kategorisi içinde değerlendirilen şizofrenisiyle, karakterin birebir gözünden geriye dönüşlerle izlediğimiz sorunlu Ödipal senaryosunu temele oturtarak psikanalitik bir açıdan inceleyeceğim. Okuyucuya Örümceğin akli durumunun hayali dünyasına, halisülasyonlarına ve özellikle de ‘anne imagosuyla’ ilgili olan tekrar saplantısı bozukluğuna (repetition compulsion) nasıl etki ettiğini göstereceğim. Filmin izleyici yorumuna oldukça açık olduğunu ve bu yüzden de sadece bir tane çözümlemenin yapılamayacağını düşünüyorum. Ben bu analizimde Örümceğin anne figürünü ikiye ayırmasının ve sonunda da öldürmesinin altında yatabilecek olan nedenleri iki altmetin üzerine odaklanarak okuyucuyla paylaşmak istiyorum.
Şunu belirtmek isterim ki, psikoz bir hastanın iç dünyasına dalan bu film izleyiciyi ana karakterle özdeşleşmeye, iç dinamiklerini anlamaya ve adeta onun akli durumunu içselleştirmeye sadece teşvik etmekle kalmamakta aynı zamanda seyirciyi bu oyunun içine sürükleyip yönlendirmeyi de başarmaktadır. ‘Gerçek’ ile ‘hayali olan’ arasındaki çizgiyi bulandırmakta ve örümceğin sorunlu hafızasının içinde kaybolmasını mümkün kılmaktadır.

Film bir tren istasyonunda açılır; tüm dinamizmi ve canlılığıyla hayatın aktığını, insanların hızlı bir şekilde yürümekte ve birbirleriyle iletişim içinde olduklarını görürüz. Öne kaydırma hareketiyle istasyon boyunca ilerleyen sabit kamera ana karakterimiz olan Örümceği gösterir bizlere en son olarak ve işte o an bu adamın her hareketinden ve tüm detaylarından bu dünyaya ait olmadığını anlarız; dışsal gerçeklikle bağlantısını kuramadığı kendine ait tamamen farklı bir içsel gerçekliği vardır. Karakterin psikozunu ele aldığımızda ‘ağ’ motifinin film boyunca karakterle metonimik, yani birbiriyle bütünleşmiş bir ilişki içerisinde olduğunu görebiliriz. Örümcek kendine özgü bir fantezi ağı yaratmış-kendi örümcek ağını- ve tıpkı tüm diğer psişik varlıklar gibi o da kendine biricik bir yol belirlemiştir. Somut anlamda düşünüldüğünde örümcek ağları doğrusal değildirler, sonsuz sayıda yörüngelerin/yönlerin izlenilebileceği parçaların bir araya gelmesinden ortaya çıkan bir bütünden (assemblage) ibarettirler. Filmde örümceğin hem bir çocuk hem de bir yetişkin olarak zaman içerisinde geriye ve ileriye hareket ederek kendi ağını ördüğüne tanık oluruz. 90 dakika boyunca bu sayede farklı eşmerkezli halisünasyon halkalarını aşarak kendi ağının merkezine ulaşmaya ve dolayısıyla da kendiyle ilgili ‘korkunç gerçeği’ öğrenmeye çalışmasını izleriz. Kendi çarpıtılmış anılarıyla dış gerçeklik arasındaki aşılamaz uçurumu kapatmaya çalışır Örümcek. Sürekli yanında taşıdığı ve içinde hiçbir özel anlam taşımayan yazılar bulunan bir defterden kendi geçmişini okuyarak (aynı zamanda yazarak da geçmişini yeniden oluşturmaya çalışmaktadır) hatırlamaya çalıştığını görürüz. Tamamlamaya çalıştığı, fakat başaramadığı için en sonunda yırtıp attığı martı yapbozunu da hem bir geçmiş hem de yaşadığı anı anlamlandırmak adına verdiği mücadelenin bir metaforu olarak algılamak mümkündür.

Karakterin şizofrenisinin filmde oldukça önem taşıdığını belirtmiştim. Şimdi bu konunun Ödipal senaryo ve bunun cinsel çağrışımlarıyla olan bağlantısına eğilmek istiyorum. Filmde ana kadın karakter (Miranda Richardson) olan anne figürünün ikiye ayrılarak bir tarafta masum, iffetli ev kadını olan Bayan Cleg ve diğer taraftan da şehvetli ve kötü fahişe Yvonne Wilkinson olması bu konunun temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Freud Ödipal karmaşa teorisinde her küçük erkek çocuğunun (infant) anneye erotik arzular ve babaya da düşmanlık hisleri beslediğini belirtmiştir. Diğer bir deyişle, anne çocuğun fantezi dünyasında ‘arzu nesnesi’ (love object) olurken, baba da çocuğu hadım etmek isteyen en büyük rakibi ve  düşmanı olmaktadır. Babayla gelişen bu sürtüşmenin sebebi çocuğun aslında kendine ait olmayan bir kadını arzulamasından (incest taboo) ve bu sebepten de ‘suçlu’ olduğunu bilmesinden kaynaklanmaktadır. Freud’a göre çocuk 6 yaşına gelinceye kadar bu karmaşa çözülmeli, babanın iktidarı ve gücü (Lacan’ın daha sonra dilbilimci bir açıdan yaklaştığı Babanın Adı kavramı burada paralel düşünülmelidir) kabul edilmeli, boyun eğilmeli ve dolayısıyla enses arzu bir daha geri dönmemecesine terk edilmelidir. Sembolik düzen bu kurallar üzerine kuruludur. Babanın fallusu (phallus) bu organizasyonu belirlemekte ve sınırları çizmektedir. Bu sayede Ödipal Karmaşa sadece bastırılmaz, hadım edilme endişesiyle (castration anxiety) aynı zamanda parçalara ayrılır; cinsel anlamını kaybeder (desexualization), ve nesneleri benliğin (ego) içine dahil olur. Bu sayede Üst Benlik (super-ego) oluşur, ve ahlak-vicdan gibi kavramlar şekillenir. Dolayısıyla, toplum kazanmış ve birey kaybetmiş olur. İşte Freud’a göre ideal anlamdaki karşıcinsel (heterosexual) erkek cinselliği gelişimi bu şekilde olmalıdır.

Öte yandan filme geri döndüğümüzde yetişkin Dennis’in (örümcek) gözünden 10 yaşlarında olan Dennis’in Post-Ödipal senaryosuna tanık oluruz. Bu durumda, çocuğun çoktan Ödipal karmaşayı aşmış, anneye duyduğu cinsel hislerini terk etmiş olması gerekmektedir. Bu sebeple Dennis, aslında toplumsal yüceltmelerin içselleştirildiği, cinselliğin geri plana atıldığı ve ergenlik (adolescence) dönemine kadar da libidonun cinsel ilgisini kazanmayacağı dönem olan latens (latency) döneme geçmiş olması gerekmektedir. Oysa ki buradaki vakanın böyle gelişmemiş olduğunu görebiliriz. Dennis’in, babasını eve getirmek için girdiği barda bir fahişenin göğsünü göstermesinden dolayı cinsel anlamda uyarıldığı sahne Örümceğin cinsel ilişkiler ve cinsellik hakkında düşünmesini sağlamıştır, ve dolayısıyla da filmin kilit noktalarından biridir. Fakat anne/fahişe ikiliği, annesiyle babasının öpüşmesini pencereden görmesinden sonra Örümceğin fantezisine yerleşmiş ve dahil olmuştur. Dolayısıyla annesi hakkında cinsel fanteziler kurmasına sebep olan şey, her çocuğun anne ve babasının cinselliğine tanık olduğu an olarak tanımlanan ‘ilk-sahne’ dir (primal-scene). Bu noktada karakterin psikoz durumuyla, çocukluğunun erken dönemlerinde terk etmiş olması gereken erotik güdülenme arasındaki bağlantıya bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Pre-Ödipal dönemdeki (0-3 yaş) çocuk psikoseksüel gelişim evrelerinden birinde (oral veya anal) hayal kırıklığı sonucu bir takılma (fixation) yaşarsa psikoz geliştirir, ki bu da dışsal gerçeklik/üst-benlik ve içsel gerçeklik/benlik arasındaki uyuşmazlık/rahatsızlık anlamına gelmektedir. İşte bu sebepten kişi, hayatı boyunca libidinal tatmin anlamında, bulunduğu gerçekliğe nazaran daha yeterli olan takılma yaşadığı ana gerileme (regression) eğilimini sürdürür. Yetişkin haldeyken soyunup su dolu küvete girmesi, adeta bir cenin halini alması ve etrafa savunmasız ve korku dolu gözlerle bakması erken çocukluk döneminde anneyle kurduğu ilişkiden (symbiosis) kopamadığını ve dolayısıyla da sembolik düzene (symbolic order) dahil olamadığını göstermektedir. İçi oyuk kaygan bir küvet ‘ana rahmi’ için oldukça iyi bir metafordur diyebiliriz….. (Bu yazının devamı Deli Kasap dergisi Nisan 2008 sayısında yayımlanmıştır)

Kategori: Eş-Dost-Ahbap Yazıları |

2 yanıt var

  1. hojofyseq demiş ki:
    23 Ağustos 2009 @ 18:21

    hojofyseq…

    all mudvayne lyrics …

  2. ynodisu demiş ki:
    25 Eylül 2009 @ 04:39

    ynodisu…

    pfree printable lists …

Siz de bir yorum yazın

Yorumunuz    site yöneticisi tarafından onaylandıktan sonra blogda ilgili yazı altında görünecektir. Yorumunuzu tekrar göndermenize gerek yoktur.

 
Service provider: Ozar.net