• Ana sayfa
  • Hoşgeldiniz
  • Yazılarım

Tabula Rasa

Bir sinema sevdası düştü ki içime, İstanbul sevdasından beter

Kategoriler

  • Eş-Dost-Ahbap Yazıları
  • Film Dökümleri
  • Film Eleştirileri
  • Öyküler
  • Sinema Yazıları
  • Yakında
  • Yönetmenler

Bağlantılar

  • Atölye çalışmalarından
  • GO-Blog
  • Ozar.net

Etiketler

amores perros atatürk avrupa sineması canlandırma canlandırma sineması cnbc-e cronenberg Dead poets society eğitim sistemi fallus film türleri gay filmleri gökkuşağı filmleri iran devrimi iran sineması istiridye çiftliği italyan sineması kubrick lars von trier mahalle baskısı moodysson müzik klipleri orta doğu sineması otomatik portakal oyster farmer paramparça aşklar köpekler persepolis rayzan rayzan başeğmez requiem for a dream robin williams rıza şah sadizm sansür sinema akımları sinema manifestoları sin ton ni sonia spider türk sineması uzak doğru sineması uzak doğu sineması ölü ozanlar derneği örümcek ülke sinemaları şiddet

Sansür üzerine notlar – 3 “İnternet Erişimi”

Tarih: 6 Şubat 2008 - Yazan: Janus

Bu yazı dizisi aynı nokta çevresinde dönüp dolaşacak gibi görünüyor. Sürekli engellemeler ve yok saymalarla karşımıza çıkan bir takım uygulamaların üzerine yazılan yazılara dönüşüyor bu “sansür başlıklı yazılar. Ama konuları güncelden çıkarıyorum ve ister istemez bu noktada tıkanıp kalıyor anlaşılan. Ben sıkıldım kendi tarzımdan bakalım okuyanlardan bir yorum gelecek mi.

Her devletin resmi ideolojisi vardır. Her milletin kendine özgü bir bütünlük olgusu, toplumsal ülküsü, kendi değerleri, kahramanları vardır. İnançlar ve dinsel konular da bunlara dahildir. Aklı başında insanların, karşısındaki düşünceye ve insanca özelliklere saygısı kapsamında her şey ama her şey tartışılabilir.

İş gereği çok çeşitli ülkelerin insanlarıyla iletişim kurma şansını yakaladım. Gündelik yaşantımda da var olanlar oldu. Batılısı ve doğulusu ile herkesin bir kendi görüşü ve ulusal yaklaşımı var. Bu durum ister istemez sohbetlere de dahil oluyor. Konu ülkeniz üzerinde yoğunlaştığı zamanlarda çoğu kez dışarıdan görülen bir takım noktalara gelip tıkanıyor. Bazısı karşılıklı saygı çerçevesinde konuyu açtıktan sonra merak ettiği için konuşmak istediğini söyler ve devamında da edebiyle olayları tartışırken, bazısı anlaşılması zor bir ukalalıkla ve tepeden bakar bir tavırla ülkenizdeki bazı sıkıntılı konulara bodoslama giriveriyor. Geneli bilmem ama böylesi durumlarda karşımdakini ağzını bir daha açamayacak derecede benzettiğim olmuştur. Hele hele Amerika, Yeni Zelanda, Avustralya gibi kondukları toprakların sahiplerine ne olduğu belli olmayan yada içinde bulundukları refahı sömürgelerinden alan ülkelerden gelenleri hiç konuşturmam.

Batılı, özellikle, ülkemizdeki Atatürk unsurunu, Güneydoğu olgusunu, Ermenistan ve Yunanistan ile var olan tarihsel durumları anlayamıyor ve bu konuları kendi çevrelerinde tarihte yaşanan bir takım olaylarla bağdaştırmaya çalışıp ona göre yorumluyor. Tabi bu arada ülkelerin kendine özgü resmi ideolojileri de insanlarını yönlendiriyor. Ülkenizdeki olaylar da artık iyice toparlaklaşmış dünyamızda anında her yere yayıldıktan sonra da ülke imajı dediğimiz aslında neresinden bakarsanız bakın toplumsal önyargılar bütünü  yaklaşımlar, kemikleşmiş bir şekilde yerleşiveriyor insanların kafasına.

Ülke imajı gibi topluluk imajı da aynı şekilde gelişiyor. Bazı konular yalnızca bir ülkeye değil örneğin resmi dini yada halkının çoğunluğu Müslüman olan bir coğrafyayı da kapsayabiliyor. Batılı, daha birbirini yediği zamanların üzerinden bir yüzyıl geçmeden kardeş olmuş, sınırları kaldırmış doğudaki ülkelere dikiyor gözünü. Bunu yaparken de sömürgecilik ve soykırım üzerine kurduğu refah toplumunda özgürlükler noktasında en hassas olduğu konularda eleştirerek yapıyor: azınlıklar, sözümona gerici kalmış Müslümanlık ve insan hakları. Oysa ki ne kendi ülkelerinde azınlıklar mutlu, ne kendi dinleri çağdaş, ne de kendi ülkelerinde sonsuz bir insan hakları düzeyi söz konusu.

Konu böyle olunca, doğuya göz dikmiş batılı, doğulu insanına da kafayı takıyor ve kendinde de henüz tam netleşmemiş eksiklikleri doğu toplumuna mal etmeye çalışıyor. Bunları mal ettikçe kendilerinde var olanlar görülmeyecek, en azından dikkat çekmeyecek. Karşı tarafa baktığımızda da batının bu davranışına, onların işine yarayacak, ekmeklerine yağ sürecek davranış biçimi içinde olan kitlelerle karşılaşıyoruz. Ortalıklara dökülen insanlar, protesto sınırlarını aşıyor, bayraklar yakılıyor, simgesel objeler yerlere atılıp, kırıp dökülüyor, sorun yaratan taraftan olan insanlar rahatsız ediliyor dahası öldürülüyor.

Bütün bunlar olurken, olaylara neden olan ne varsa yayımlandığı ve insanların en kolay erişebilecekleri alan internet engelleniyor. Birkaç konu ile üzerinde düşünelim bakalım bu konunun:

Hz. Muhammed karikatürleri: Batılı gazete ve dergilerde yayımlanan karikatürler, Müslüman coğrafyasını ayağa kaldırmıştı. Uç noktada diyebileceğimiz protestolara neden olmuş, ülkeler düzeyinde krizler çıkmıştı. Ülkemizde bu karikatürler yayınlanmadı, başta bir-ikisi dışında televizyonda gösterilmedi. İnsan en başta görmek istiyor ne olduğunu anlamak için. Görmeli ki fikri oluşsun, söyleyecek sözü olsun. O günlerde iyice kafama takılan bu konunun üzerine, uzun uğraşlardan sonra yabancı bir internet sitesinde karikatürlere ulaştım. Hem de olayların tam güncel olduğu dönemde tümünü bir arada yayınlamışlardı.

Karikatürde işlenen konu ile mizahı ayrı ayrı düşünelim. Konu pek iyi olmayabilir ama tam bir mizah işleniyordur, yada konu çok iyidir ama mizahı tutturamamışlardır. En güzeli hem konuyu iyi bulmak hem de mizahı en ince şekliyle verebilmektir. Bu konuda ülkemizdeki mizahçılar dünyada başı çekmeye adaydır bence. Oysaki sözü geçen karikatürlerde, seçilen konular o denli basit, o denli temelden yoksundu ki, çizerlerin salt Hz. Muhammet ile alay etmek, bazı yerlerde de kötü göstermek amacında olduğu açıkça belli oluyordu. Mizah derseniz, adı karikatür olsa da o gün gördüğüm örneklerin hiç birinde mizah yakalayamadım açıkçası.

Sonuçta ortaya çıkan şey, mizah görüntüsü altında, sanatsal bir yöntem olan karikatürün saçma sapan bir saldırıya alet edilmesi ve bu şekilde karşılarına çıkacak protestolara karşı da düşünce özgürlüğü kavramının savunulması için önceden düşünülmüş kendilerince zeki bir plan görüntüsünden uzaklaşamadı bir türlü kafamda. Bence bu karikatürler heryerde, yayımlanmalıydı, herkes görmeliydi ve batının bu zavallı saldırgan çabası alay konusu olacak şekilde tepkilerle yanıtlanmalıydı. Eminim bu, çok daha etkili bir yöntem olurdu. Dikkat ederseniz ortalık durulup, batılı rahatsızlandıkça, bu tür karikatürler yayımlanıveriyor zaman zaman. Sanki ellerinin altında hazırda bekleyen bir çomakmış gibi.

Atatürk görselleri: Atatürk ülkemizde anlaşılabilmiş mi ki batıda anlaşılabilsin. Hele ki kendi yayılmacılığının önünü kesmiş bir siyaset adamı ve yok etmeye çalıştığı bir milleti yeniden canlandırmış bir düşünce adamını batı niye kabullensin ki?

Artık her şeyin rahatça yayınlanabildiği internet, yazılı ve görsel ne varsa kolayca bütün dünyaya ulaştırabiliyor. Ülkeler, insanlar, toplumlar, topluluklar kendilerine ait, yaymak istedikleri ne varsa internet sitelerine koyuyorlar yada ortak internet sitelerinde yayınlıyorlar. Aslında bu durum dünyayı anlamamıza, başka coğrafyaları, insanları, düşünce biçimlerini tanımamızı sağlayan, çağımızın en büyük ve tek olanağıdır. Dışarıdaki olan da illa ki iyi, bize uygun, dost, yakın olacak değil. İyi ve dost olanı görmek zaten yalnızca insanı mutlu eder ve yerinde otorup rahatına bakmasını sağlar. Eyleme geçmesini sağlamaz. Oysa karşıt olanı, yabancı olanı, kötü ise kötü olanı da görmek gerekir ki insan kendine ait olanı savunabilecek yönler geliştirsin, dünyadaki yerini tam olarak anlayabilsin. Tek taraflı yayınların yapıldığı zamanları hatırlayın ülkemizde. Dünyanın merkezinde Türkiye var sanıyorduk. Amerika’da bile Türk dostu başkanlar seçiliyordu, mutlu oluyorduk.

Atatürk ile ilgili, ülkemle ilgili, halkımla ilgili, en aşağılayıcı şekilde bile olsa, yazılmış yazılara, yayınlaşmış görsellere ulaşma hakkım olmalı. Bunları okuyabilmeli, görebilmeliyim. Karşımdaki, oyunu kurallara göre oynamadan da olsa bu tür davranışlar içerisine giriyorsa bilmeliyim. Buna, en azından karşılığını verebilmek için ihtiyaç duyarım. İnternet sitesine ulaşımı engellemek koca bir toplumu kör ve sağır yapmak anlamına gelir ki, insanlar kendilerine yapılan haksızlığı görmeden içten içe eziklenirler. Oysa ki olanlara şahitlik edilip karşılığında, yapılandan daha akıllıca ve yerinde, insanca değerlere daha saygılı bir yorumla yazılar yazılabilir, görseller hazırlanabilir. Bu yöntem kesinlikle bir ülkenin internet sitelerine erişimi engellediği haberinin bütün dünyaya yayılmasından çok daha iyi bir tanıtım olacaktır.

Cinsel içerikli siteler: Devletler cinsel içeriği yasaklamak için yüzyıllardır boşu boşuna uğraşıp duruyorlar. Bu konuda yapılabilecek hiçbir şeyin olmadığını zaten tarih gösteriyor. Hele hele internet gibi ucu bucağı olmayan ve neresinden denetlemeye başlayacağınızın belli olmadığı bir sonsuza girip de bu işe kalkışmak akıl karı değil. Tabi burada cinsel içerikli sitelere insanların ilgisinden neden rahatsız olunduğu konusuna girmeyeceğim. Cinsellik, çok değil yakın geçmişimizde “muzır kurulu” kurulduğunda da tanımlanamamıştı unutmayın. Poşete giren dergiler sonra bir bir açılırken asıl poşetlik olması gerektiği düşünülen dergilere bir türlü yasak getirilememişti.

Sınırlar, dönem dönem değişiklik gösterir, toplumdan topluma farklılaşır. Hangi konuda engelleme getirmeye çalışılırsa çalışılsın bir şekilde delinir. Çünkü ne toplumsal değerler tanımlanabilir, ne milliyetçi duyguların sınırları belirlenebilir nede cinselliğin yararlı-zararlı ayrımı yapılabilir. Kısıtlamalarla başlayan engelleme olayı sınırını belirleyemez ve olay sonuçta hatları belirsiz bir yasaklar bütününe dönüşür ki buna da sansür diyoruz. Bugün Atatürk’e yönelik yayını engellersek yarın herhangi bir bakana yada başbakana karşı olan bir yayını da engellemek zorunda kalırız. Bunun ardından daha alt düzeydeki büroktlara yönelik yayınların engellenmesi de gelir ki ucu bucağı belli olmaz bir yasaklar ülkesine dönüvermişiz.

Sonsöz olarak düşünce ve iletişim özgürlüğünün varabileceği noktalarda hiç mi bir sınır yoktur sorusuna karşılık arayalım. Günümüz dünyasında aklıma gelen iki konu var engellenmesi gereken:

- İlki, ikincisi denli yıkıma neden olan bir durum olmasa da insanların mahrem anlarında haberli oldukları yada olmadıkları video çekimlerinin internette yayımlanması,
- İkincisi ise tartışmasız olarak çocuk pornosu.

Kategori: Sinema Yazıları |

Siz de bir yorum yazın

Yorumunuz    site yöneticisi tarafından onaylandıktan sonra blogda ilgili yazı altında görünecektir. Yorumunuzu tekrar göndermenize gerek yoktur.

 
Service provider: Ozar.net