• Ana sayfa
  • Hoşgeldiniz
  • Yazılarım

Tabula Rasa

Bir sinema sevdası düştü ki içime, İstanbul sevdasından beter

Kategoriler

  • Eş-Dost-Ahbap Yazıları
  • Film Dökümleri
  • Film Eleştirileri
  • Öyküler
  • Sinema Yazıları
  • Yakında
  • Yönetmenler

Bağlantılar

  • Atölye çalışmalarından
  • GO-Blog
  • Ozar.net

Etiketler

amores perros atatürk avrupa sineması canlandırma canlandırma sineması cnbc-e cronenberg Dead poets society eğitim sistemi fallus film türleri gay filmleri gökkuşağı filmleri iran devrimi iran sineması istiridye çiftliği italyan sineması kubrick lars von trier mahalle baskısı moodysson müzik klipleri orta doğu sineması otomatik portakal oyster farmer paramparça aşklar köpekler persepolis rayzan rayzan başeğmez requiem for a dream robin williams rıza şah sadizm sansür sinema akımları sinema manifestoları sin ton ni sonia spider türk sineması uzak doğru sineması uzak doğu sineması ölü ozanlar derneği örümcek ülke sinemaları şiddet

Bir ger-gevşet ve diğer klişeler semineri: Fargo!

Tarih: 5 Şubat 2008 - Yazan: Janus

 

Keşke baştan söylemeseydim ne diyeceğimi diye tekrar tekrar döndüm yazıya ama ne yazının gidişini değiştirebildim nede başlık için daha ‘kendinibilir’ bir seçim yapabildim. Üstelik ‘seminer’ sözcüğünü seçişimdeki kinayi sırıtışımı oniki parmak bölgesinde yeniden öyle bir hissettim ki, artık “geri dönüş yok, bırak böyle yayımlansın” diyerek rahat bir şekilde arkama yaslandım.

Aslında güzel bir jenerikle başlamıştı film, uçsuz bucaksız karlı bir ovada bir aracı takip ettik. Arkasında da bir başka aracı çekiyordu. Ağır çekim, dağıtıcı filtre… araç gider vede ufuğa doğru uzaklaşırken kamera arkasından bakıyor. Sol üst köşede kadrajdan çıkarken bir sonraki planda soldan ve daha yakın plandan kadraja giriyor. Filtre kaldırılmış, daha gerçekçi bir görüntü ile ve gerçeğe daha uygun bir çekim hızı ile üstelik artık arabanın sesi de efekt olarak girilmiş. Jenerik bitti; filme başladık duygusu çok temiz bir şekilde verilmiş.

Başlangıçta çok da ne olduğunu anlayamadığımız adamımız arıza iki adamla buluşuyor önüne arabasını park ettiği barda. Arıza adamlar derken; Buscemi olabilecek en iğrenç haliyle zaten film boyunca bir an olsun sevdiremiyor kendini sürekli “şunun suratını bi tokatlasam” düşüncesini pompalayarak. Bu nedenle arkadaşını –daha da arıza olmasına ve filmde işlerin çığırından çıkmasına neden olmasına karşın– sevme durumuna geliyoruz zaman zaman.

Fidye konuşması geçiyor aralarında. Adamımız karısını kaçırtıp zengin kayınpederinden para koparmaya çalışıyormuş (bu herif pek adamımız olamayacak galiba, yanıldık sanırım). O yüzden bu adamlarla buluşmuş vede sonradan –ilgili sahne geldiğinde hatırlayacağımız üzere– adamın biri de bu ikisine kefil olmuşmuş, o yüzden gelmişmiş. Bu lafı söylediğinde planlar boyunca her ikisine de dikkat kesiliyorsunuz ama asla “kefil” olunacak iki kişi görüntüsü yakalayamıyorsunuz.

Bir sonraki sahnenin ilk planı “adamımızın” (ne desek bu karaktere! Asıl adam örneğin? Çünkü “adamımız” uymayacak gibi görünüyor). Eve gelişinde kapıyı açışını, evin geniş girişinden kamerayla takip ediyoruz. Zaten merak etmiştik nasıl bir karısı var kaçırtacak vede nasıl bir kayınpeder diye. İkisini de gösteriyor Coen biraderler hemen dumanı tüterken merakımızın üzerinde.
 
Sinemanın bildik hatta fazlaca da tanıdık gelen bütün klişelerine artarda maruz kalıyormuşuz gibi bir hisle izleyelim bari diyoruz hafiften aptal yerine konmayı göze alarak. Ne de olsa Coen Kardeşler! Herkesin dibi düşüyor bu ikisinin filmlerine. Kadın bayağı ilgili bizimkine. Sofra hazırlanıyor. Bu arada babasının yemeğe geleceğini söylüyor. Bizimkinde belirgin bir gerilim hissediliyor. Üffffff biraz daha belli-belirsiz verebilirdi sanki bu duyguları.. neyse! ……………..
(Bu yazının devamı  www.delikasap.com  sitesinde yayınlanmaktadır)

Kategori: Film Dökümleri |

Siz de bir yorum yazın

Yorumunuz    site yöneticisi tarafından onaylandıktan sonra blogda ilgili yazı altında görünecektir. Yorumunuzu tekrar göndermenize gerek yoktur.

 
Service provider: Ozar.net