• Ana sayfa
  • Hoşgeldiniz
  • Yazılarım

Tabula Rasa

Bir sinema sevdası düştü ki içime, İstanbul sevdasından beter

Kategoriler

  • Eş-Dost-Ahbap Yazıları
  • Film Dökümleri
  • Film Eleştirileri
  • Öyküler
  • Sinema Yazıları
  • Yakında
  • Yönetmenler

Bağlantılar

  • Atölye çalışmalarından
  • GO-Blog
  • Ozar.net

Etiketler

amores perros atatürk avrupa sineması canlandırma canlandırma sineması cnbc-e cronenberg Dead poets society eğitim sistemi fallus film türleri gay filmleri gökkuşağı filmleri iran devrimi iran sineması istiridye çiftliği italyan sineması kubrick lars von trier mahalle baskısı moodysson müzik klipleri orta doğu sineması otomatik portakal oyster farmer paramparça aşklar köpekler persepolis rayzan rayzan başeğmez requiem for a dream robin williams rıza şah sadizm sansür sinema akımları sinema manifestoları sin ton ni sonia spider türk sineması uzak doğru sineması uzak doğu sineması ölü ozanlar derneği örümcek ülke sinemaları şiddet

Gyllenhaall Kardeşler

Tarih: 4 Şubat 2008 - Yazan: Janus

jakemaggiejakejake

Bir Türk ailesi için en ideal durum olan bir erkek bir kız çocuktan (baba her durumda bir erkek çocuk ister, diğerinin kız olmasına aldırmaz, anne için de tercih noktasında istekte bulunma şansı olur, her ne kadar iki doğum yapmak zorunda olsa da), oluşan ailede, anne-baba sanatçı hatta baba da yönetmense çocukların sinemaya girmesi normal denebilir ama ikisinin de bu denli iyi oyuncu olması ailede sürekli destek ve yardımcı olan kişilerin varlığıyla açılanabilir sanıyorum.
 
Önce oğlanı tanıdık. Sinemayla yeni yeni kırıştırıyordum o zamanlar. Bir arkadaşımın önerisiyle izledim Donnie Darko’yu. Tuhaf bir filmdir anlatmayacağım. Zaten konusu anlatılmayan filmlerden. Ancak o denli tuhaf ve girift bir film ki gösterildiği andan başlayarak kült statüsüne oturmuş ve hala oradan kalkmadığı gibi dünyanın değişik yerlerinde fanatikleri olan, adına eğlenceler, sergiler, performanslar düzenlenen bir film haline gelmiş durumda. Bir filmin dünya genelindeki kitlelerin belli bölümü üzerindeki en üst düzey etkisini anlamak açısından seyredilmesi gereken bir film en azından.  Jake, resmen döktürüyordu filmde ve bu yeni yetmenin nasıl bir yetenek olduğu o zamandan anlaşılmıştı. Hatta filmden hemen sonra başka hangi filmlerde oynadıysa seyretmek gibi bir arayışa da girişenler çoğunluktaydı. O fildeki yüz ifadesi hep “arıza” çocuk imajı ile yapıştı kaldı suratına. Sonraki filmlerinde bunu üzerinden atmak için bayağı bir uğraştı. Başardı da.
 
Sonra birgün öylesine gezinirken, özensiz bir televizyon kanalında bir filmle karşılaştım, The Good Girl (İyi Bir Kız). Ortalardan bir yerden de girsem İlk plandan almış sürüklemişti beni sonuna dek. Yine Jake ve karşısında Jeniffer Aniston. Harika bir ikili oluşturmuşlardı ve Jake yine hafif arıza bir oğlanı canlandırıyordu.Sonra (bendeki sırayla) Moonlight Mile (Ay ışığı) geldi. 3 tane Oscar ödüllü oyuncu: Dustin Hoffman, Susan Sarandon, Holly Hunter. Filmin verdiği keyfi düşünebiliyor musunuz! Kimin konuşmasına, kimin yüz ifadesine bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Film neredeyse her seferinde bir oyuncuyu takip edeceğiniz şekilde 4-5 kez seyredilebilecek bir gösteriye dönüşüyor kafanızda. Bunların arasında Jake, hepsiyle basa çıkıyordu. Hele Hoffman’la finale yakın bir sahneleri var ki! Yani filmin final merakını bırakıp başa sarıp seyrettim birkaç kez.
 
Filmi biraz anlatayım. Toplumsal anlamda saçma sapan, anlamsız rollerimize dalıyor film. Son derece klişe başlayıp, tam ağlak bir film olacakken, “bir dakika! olay bildiğiniz ve görmek istediğiniz gibi değil” şeklinde bir tarzla öyle bir dönüyor ki çizgisinden bir anda ilginizi toparlıyor. Her an burnumuza sokuşturulan gelenek-görenekler -yada daha masumane toplumsal alışkanlıklar diyelim- dayatma davranış biçimleriyle ve hayatımızın her anında birbirimize gösterdiğimiz yapmacıklıklarla bastan aşağı alay eden ve de sonunda hepsini yıkan bir film.
 
Jake’i böylesine takip ederken uzaktan da olsa, kardeşi Maggie’nin de oyunculukta ilerlediğini duyar olmuştum. Üstelik Donnie Darko filminde, Jake’in Ablası rolünü de oynamış olduğunu öğrenmiştim.
 
Hemen Sekreter’i izledim. Bu da tuhaf bir filmdi ve gerçekten iyiydi. Sadizm-mazoşizm konusunun oldukça ilginç bir şekilde işlendiği filmde (her iki tarafın hissettikleri de hasta-sapık-olumsuz üçgeninin çok uzağında işlenmiş) Maggie taşralı safça bir genç kızı, yer yer patronunun beklentilerine uymaya çalışan (patronunun sadist yapısını iyice deşmek ve kendisi de yaşamak için) seksi bir kadına dönüştürüyor, yer yer vamp sınırlarını zorlarken bir anda da aptal sarışını oynayabiliyordu. Aynı aileden bir ikinci örnek artık fazlaydı.
 
Bu arada Jake, Brokeback Dağı’nı çevirdi ve o ana dek olanlardan son derece farklı hatta kendisi için son derece kolay canlandırılabilecek bir karakteri de oynayabileceğini gösterirken internette ağzı burnu beyaz lekelerle kaplanmış fotoğrafları dolaşmaya başladı. Salaklar her ülkede salak demek. Avrupa’sı da bir Amerika’sı da…

Çok fazla sıkmadan kısaca iki filmden daha söz edeyim: Jake’in Proof (Kanıt) filmi ki Gwyneth Paltrow’un olağanüstü oyunculuğuyla dengelenen Jake’in oyunculuğuna -sıkı durun- Anthony Hopkins’in ikisini de kucaklayan babacan katkısı tam izlenme keyfi sunuyordu. Film ayrıca konu olarak da gelişim olarak da iyiydi.
 
Stranger Than Fiction (Lütfen Beni Öldürme), Ünlü bir kadın yazarın (ki kahramanlarını her zaman romanın sonunda öldürmesiyle de ünlü) roman kahramanıyla arasında geçen bir tür gerçeküstü öykü anlatılıyor filmde. Adam ölmek istemiyor doğal olarak. Maggie, burada son derece basit, sıradan bir oyunculukla başarısını katlamıştı gözümde.
 
Daha anlatılacak, sözü edilecek çok filmleri var (en azından Jake’in Zodiac’ı, Jarhead’i, Maggie’nin Mona Lisa Smile ve Adaptation filmleri gibi).
 
Jake çok yakında ciddi ödüller almaya doğru ilerliyor (birkaç ödül aldı bile), Maggie dışarıdan bakıldığında sanki biraz arkada kalmış gibi görünse de atbaşı gidiyor derim ben. 

Kategori: Film Eleştirileri |

Siz de bir yorum yazın

Yorumunuz    site yöneticisi tarafından onaylandıktan sonra blogda ilgili yazı altında görünecektir. Yorumunuzu tekrar göndermenize gerek yoktur.

 
Service provider: Ozar.net